Kurumsalı nasıl bıraktım ? Vol.1

Kurumsal iş hayatımı kendi ellerimle seve seve sonlandırmamın üzerinden tam üç hafta geçti. Bugun dördüncü haftanın pazartesisi. Sabah Mysore pratiği ile başlarken gün  uzun zamandır yazmayı planladığım bu yazı ile devam ediyor benim için. Henüz kurumsal hayatın öğle yemeğine ise saatler var.

Her şey 2014’ün Eylül ayı gibi başladı. Aslında biraz daha öncesinde cereyan etti sanırım kendi içimde. Oraya dönelim. 2013 Aralık sonu idi. Varlığında da yokluğunda da yollarımı değiştiren, güzelleştiren Devran’ı, trajik bir şekilde kaybettikten sonra, ölümün çaresizliği ve insanı nasıl değiştirdiği ile yüzleştim. Bu şüphesiz 27 yıllık ömrü hayatımın en büyük deneyimi idi. Sonraları O’nun gidişi, “verdiğin ve aldığın her şey için teşekkürler” şeklinde bir duaya dönüşse de, toparlanmam uzun sürdü.

2014’ün yaz ayları idi ve ben uzun süredir hedeflediğim, olması için kendimi yırttığım “o çok değerli, tabi ki hakettiğim” pozisyonu globallerin şahı şirketim içinde almıştım. Nasıl da mutluydum. Artık tamamdım. Olmuştum. Planladım, bekledim, çok sabrettim ve sonunda yükseldim. Ve tabi ki bundan sonra ki kariyer adımlarımı da bir bir hesaplamış, kaç yaşında hangi mertebelerde, hangi şirkette nasıl da yükseklerde olacağımın hayallerini kurmuştum. Ve emindim, çalışırsam yapamayacağım hiçbir şey yoktu. Bu konuda haklıydım da, hayatın bu denli planlı olduğuna dair inancım sonraları yıkılmak zorundaydı. İyi ki de yıkıldı, iyi ki de hayat bilinmezlikleri ile benim için yeniden başladı.

Çok istediğim ve tabi ki bileğimin hakkı ile aldığım role sonunda başladım. Yeni rolümle ilgili her şeyi hemen öğrenmek, en iyi işleri çıkartıp, herkes tarafından alkış almak ve başarımı herkese göstermek istiyordum. Tanıdık geldi mi ?

Gel zaman git zaman, yıllardır pamuk gibi bir ekiple çalışmaya alışmış ben, kendimi bir çakallar sürüsünün içinde bulmuştum. Ne yapsam beğenilmiyor, üstüne üstlük herkes benimle uğraşıyordu. Bu adamların derdi de neydi ? Acaba gerçekten öylemi idi?  Tamam adamlar tabi ki sağlıklı, barış içinde çalışabilen adamlar değildi. Bunun bugün de böyle devam ettiğine eminim. Fakat dışardakiler beni nasıl bu kadar etkileyebilir, üzebilir olmuştu ? İşte kendime sorularım tam da bu zamanlarda başladı.  Kendine ne hissettiğini, neden böyle hissettiğini sormak ve cevabı kendinde aramak ne de güzeldi ve şifalıydı.

İşte her şey önce böyle başladı…

Devamı…Yakında…

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s