Arkadaşlar

Sonunda bahara ulaşmamıza sayılı günler kala İstanbul karı gördü. Öğrencilerimin derslerini tamamladım ve ardından evdeki temizlik gününü atlatmak için bilgisayarımı, yanında da yeni başladığım klasiklerden Vadideki Zambak‘ ı kapıp Etiler’ de ki All Sports Bakery’ ye geldim. Kahveleri dandik olsa da çalışanları tatlı, ortamı sıcak, camın kenarından kar izlenebilecek tatlı bir mekan.

Boş WordPress sayfası karşısında aklımdaki arkadaşlık düşüncesini nasıl aktarırım diye düşünüyorum.  Hafta boyunca bir arkadaşlığın neler içermesi, neler içermemesi gerektiği üzerine kendime sorular sorarak bu konu ile bol bol yoğruldum. İçimdeki arkadaşlık tanımıma bir kez daha göz attım. Benim için arkadaşlık ne demek ti ? Yanımda,yöremde,çevremdeki bunca insandan kimler arkadaşımdı ya da ben kimlere arkadaşlık edebiliyordum ? Bir yandan arkadaş olarak nitelendirdiğim kişiden ya da birbirimiz arasındaki ilişkiden beklentilerimi kafamda sıralarken bir yandan da kendim kimlerin gerçekten arkadaşı olabiliyordum, kimlere arkadaşlık edebiliyordum bunları düşündüm.

 

Uzak, yakın, arkadaş ya da dost diye ayırmadan kendim için öncelikli, belki de tüm arkadaşlık ilişkisinin temelini oluşturduğunu düşündüğüm ilk şey samimiyet oldu. Samimiyet; bir insanla karşılıklı durduğunda göz göze bakıp, nasılsın, hayat nasıl gidiyor diye gerçek bir kişisel merakla soru sorabilmek, diğer insanın hayatını önemsemek ve içeriden gelen bir his yani samimiyet ile o kişi ile bağ kurmak.  Hatta bu çok sıradan görünen nasılsın, ne var ne yok bugünlerde sorusunun bir insanın samimiyeti konusunda detaylı bilgi verdiği inancındayım. Öyle ki arkadaş olmaya gerek olmadan tanıdığınız uzak bir insan ile bir karşılaşma anında dahi sizinle kurduğu iletişim şeklinden samimiyeti hakkında hemen fikir edinebilirsiniz.

Arkadaşlardan beklediğimiz başlıca olgunun samimiyet olduğu konusunda hemfikirizdir diye düşünüyorum. Bundan sonraki bölümde arkadaşlıkları ihtiyaçlarımız dahilinde gruplara ayırabiliriz. Arkadaşlar ihtiyaçlarımız için değildir, arkadaşlardan beklentilerimiz olmamalı gibi yalan dolanla gelmeyin lütfen. Tersine her arkadaşlık tam da bir ihtiyacımıza yönelik kurulmuştur ve bu ilişkilerden beklentilerimiz vardır. Tüm bunlar çok insani tam da olması gerektiği gibidir. Arkadaşlar hayatta eksikliklerini doldurmaya çalıştığımız duygularımız konusunda bize yardımcı olmak için muhteşem aracılardır. Kimisi ile en utanılacak hallerimizi, hikayelerimizi paylaşabilir, kimisinden tıkandığımız durumlarda akıl alabilir, kimisi ile delicesine eğlenebiliriz. Her insan farklı farklı arkadaşları aracılığı ile farklı farklı yönlerini tamamlayabilmek, bu ilişki ağı içinde kendini iyi hissettirecek birşeyler bulmak için arkadaş olur. Bazen de yanlışımızı, boktan yanlarımızı dan diye suratımıza söyleyeceğinden emin olduğumuz kişilerle arkadaş oluruz. Ki bunlar genellikle kendimizin en salak halini göstermekten kaçınmadığımız, en aptal özelliklere sahip olduğunu bilsek de öylece kabul ettiğimiz çocukluk arkadaşlarımızdır. Ve muhtemelen bizi her halimizle kabul edebildikleri için, çocukluk arkadaşları gerçek sevgiyi hissedebildiğimiz, en rahat ettiğimiz kaçış noktalarımızdır.

İhtiyaçlarımız her ne olursa olsun, arkadaşlığın temelinde, hislerinde samimi olmak, karşı taraf için iyi hisler beslemek, onun iyi olmasını istemek yer almalı. Aksi takdirde bize karşı samimiyetinden, bizim başarılarımızla, mutlululuğumuzla bizim adımıza mutlu olduğundan emin olamadığımız insanlarla neden ilişki kuralım ? Şimdi tam da bu sorudan yola çıkarak kimlerin gerçek arkadaşınız olduğunu, sizin kimlere gerçekten arkadaşlık edebildiğinizi çıkarabilirsiniz. Hayatımızda samimiyetinden kuşku duyduğumuz insanların kimler olduğunu kendimize sorduğumuz kadar kendimizin insanlara ne kadar samimi yaklaşabildiğimizi de aynı oranda içimizde sorabilmeliyiz. Şayet herkese arkadaş olabilecek yüce gönüllükte ve samimiyette olduğumuza inanmıyorum. Hepimizin gıcık olduğu, dayanamadığı karakterler vardır. Uzun süre herkesi sevebileceğim yanılgısını yaşadıktan sonra, nihayetinde peygamber yüreğine sahip olamayacağımı, herkesi samimiyetle kabul edebilmem için bir belki birkaç hayat boyu yol almam gerektiğini anladım.

Sizin düştüğünüz anlarda sinsice zevk alacak ya da sürekli sizden ”daha çok” olduğunu hissetmek isteyecek kişi gerçek arkadaşınız değildir. Gerçek arkadaşlar ve kendine yetebilen (self-sufficient) insanların davranış biçimi, sizin mutluluklarınız, başarılarınız adına sevinmek ve ardından kendi hayatına tekrar geri dönmek olmalı. Kendine yetebilmek konusunun altını özellikle çizmek gerekiyor burada sanırım. Hepimizin, egomuzun beslenmeye yönelik farklı farklı ihtiyaçları olduğu muhakkak. Hepimiz farklı alanlarda ”en” olma ihtiyacı duyarız. Fakat yine de bu ihtiyacı diğer insanlar aracılığı ile bulmaya çalışmak hele ki arkadaş saydıklarımız üzerinden bu egosal ihtiyacımızı doyurmaya çalışmak samimiyetin ortadan kalktığı ve kişiyi kendisine yetemediği bir noktaya doğru sürüklüyor. Kendisine yetememek; dışarıdan yani en yakınlarından, arkadaşlarından kendi hayatın, kişiliğin, davranış biçimin için sürekli onay ve beğeni almak istemek olarak da nitelenebilir. Arkadaşlardan, egonun doyurulması için beklenilecek bu sürekli beğenilme ve onaylanma hissi ile oluşan ben-merkezli iletişim biçimi gerçek arkadaşlık ilişkisinin en nihayetinde kurulamamasına sebep oluyor.

Arkadaşlar beraber geçirdiğimiz süre boyunca bizi iyi hissettirebilmeli. Bazen düşündürebilmeli. Gerçek bir samimiyetle göz göze bakabilip, gerektiğinde sırtımıza elini koyup yanımızda olduğunu hissettirebilmeli. Yanımızda değilken sebep her ne olursa olsun kapısını çalabileceğimiz bir isim olduğunu hatırlatabilmeli. Sürekli bir şekilde ”ben, benim hayatım” demeksizin ”sen nasılsın, hayat nasıl gidiyor ?” diye sorabilmeli.

Arkadaşlar, sizinle ve hayatınızla yarışma içinde değil sizinle yan yana durup gerçek bir samimiyetle size gülümseyebilmeli.

 

 

 

 

 

 

 

2 Comments

  1. canımsın.
    ”Ve muhtemelen bizi her halimizle kabul edebildikleri için, çocukluk arkadaşları gerçek sevgiyi hissedebildiğimiz, en rahat ettiğimiz kaçış noktalarımızdır.”
    bir tek buraya itirazım var. hayat bana bugüne kadar her yaşımda, ve hiç de beklemediğim anlarda, çok iyi akadaşlar verdi. ki bunlardan biri de çocuk mocukken değil tee 33-34 yaşımda samimi olduğum sensin 🙂 bence anlaşılma ve gerçek bir bağ kurma beklentisini asla sınırlamamak lazım. yaşadığımız sürece sürprizler bizi bekliyor! ya da ben böyle olduğuna inanmayı seviyorum.

    1. Egotum canım =)

      Muhakak sonuna kadar katılıyorum dediğinin bir yandan. Bir yandan da kendi çocukluktan gelen kaçış noktalarımı deneyimlerken…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s