İlk Hindistan seyahati; yola çıkış, muhteşem bir okul ve çılgın şehir Delhi…

Bu yıl Nisan ayında 3 hafta için ilk Hindistan seyahatime doğru yola çıktım.  Bu seyahate müthiş bir anlam yüklemiştim kendi içimde. Bir şekilde içimdeki birçok sorunun cevabını hissel olarak oraya gittiğimde bulacağıma dair derin bir inancım vardı.

Son 1,5 yılımı seyahatin odağı olan, okulun aktivite takvimini takip ederek geçirmiştim. Ne aradığımı bilmiyordum ama içimden bir sesin işte buna katılacaksın demesini bekliyordum sanki. Hem okulu öneren hem de (şimdi baktığımda) oldukça yerini bulan ek tavsiyeler veren hocamın anlattıklarını da dinleyerek katılmak istediğim çalışmaları belirleyip gerekli seyahat planlamalarını yaptım.

Hindistan’ a ilk kez ve tek başıma seyahat edeceğimden ve birazda gözümün korkutulmasından =) o uzun ve zorlu yolculuğu nasıl yapacağım hakkında en küçük bir fikrim de olmadığından, korka korka yeri gelip bismillah çekerek yeri gelip gönlüme düşen tanrıların adını içimden zikrederek yollarda ilerledim.

İlk varış noktası Delhi idi. İstanbul’ dan Delhi’ ye konforlu fakat Pakistan’ın hava üssünü Hindistan’ a kapaması sebebi ile uzun bir uçuş ile vardım. Hali hazırda Delhi’ ye varış geciktiğinden sabah yetişmeyi planladığım asıl varış noktama beni götürecek olan otobüsümü kaçırdım. Otobüsler sadece sabah ve akşam saatlerinde kalkıyordu ve aradaki saat yaklaşık 8 saatti. Havaalanından çıkıp otobüs garına çok eski tip, bizdeki halk otobüsü tarzı bir otobüsle geçiş yaptım. Garda 8 saat beklemem gerektiğini anladığımda bu durumu kolayca kabullendiğimi farkedip kendime şaşırdım. Sırtımda bir backpack ile Delhi’ yi dolaşmam mümkün de olmadığından otobüs garında beklemeye başladım. Yarı uykulu yarı uyanık geçen 8 saatten sonra nihayetinde 11 saatlik yolculuk için akşam saatlerinde Delhi’ den Kuzey Hindistanda’ ki Dharamshala’ ya doğru gidecek olan otobüse atladım. Geriye yatan koltuklu otobüse kendimi attığımda ayakkabıları da çıkarıp bir oh dedim.
IMG_2617.JPG

                                            Garı 8 saat boyunca mesken tutmuşken…

Bir yandan açık durmakta zorlanan,  diğer yandan gece otobüs yolculuğu boyunca yolda gördüğüm manzaralara şok olan gözlerim ne yapacağını bilemez halde bir açıldı bir kapandı. Sonunda tabii ki uykuya yenik düştüm ve yolu uyuyarak geçirdim. Bu yarım yamalak uykunun ardından sabah 5 e doğru Himalayaları ilk görüşümü hatırlıyorum şimdi. İşte buna değerdi dedim içimden. Şu ana değin gördüğüm hiçbir dağa, yüksekliğe benzemiyordu. Dağların eteğinde bir vadi, otobüsün camından bir vadiye bir dağların tepelerindeki hala erimemiş karlara baka baka yola devam ettim. Bundan çok kısa bir süre sonra varış noktasına nihayetinde ulaştım.

Okula varmadan evvel, Dharamshala ve Mcleodganj da 2 gün konaklayıp yolculuğun üzerimde yarattığı tüm fiziksel ve zihinsel gerginliği bırakmak istedim.  Zaten burası -sonradan ne kadar turistik olduğunu farkedecek olmama rağmen- doğasından ve küçük bir yerleşim yeri olmasından ötürü hızlıca kendime gelmemi sağladı. Fakat hemen ardından okulda geçireceğim 12 günlük inziva sonrasında geri döneceğim Dharamshala dahi muthiş kaotik gelecekti.

IMG_2638.JPG

Dharamshala’ da kaldığım otelin terasından görünen manzara… Novice monklar oyun oynayıp anın tadını çıkarırken =)

Dharamshala, Çin’ in Tibet’ i işgali sebebi ile Himalayaları haftalarca yürüyerek aşıp Hindistan’ a sığınmış olan Tibet halkının bir şehri haline gelmiş. Çok yakın bir tarihe, 90′ lar 2000′ ler ve bugün dahil, hala Çin hükümetinin yaptığı zulmün sonucu birçok Tibetli halk insanı ve Tibet Budizminin aktarıcıları olarak dünyaya gelmiş üstad, Himalayaları arşınlayarak çok zorlu şartlar altında ve hayatta kalmaları mümkünse, bu şehre sığınıyor. İnsanın insana ve insanın doğaya yaptığı zulüm karşısında, kelimelerim tükeniyor, şaşkınlık ve inanamama hissi tüm vücudumu sarıyor. Dharamshala’ ya gidipte Tibet halkının çektiği ve hala çekmekte olduğu tüm bu acıyı iliklerine kadar hissettiğinde, gönlünden geçen; anlayış, merhamet ve hepimizi kucaklayan birlik duygusu oluyor. Acının ve zulmün acıdan başka hiçbir şey yaratmadığını, doğamızın korunmasının ve insanlığın mutluluğunun tek yolunun birbirimizi anlamak ve birbirimizin aynılığını görmek olduğunu bu küçücük şehri ziyaret ettiğinizde kalbinizin en derininden anlıyorsunuz. Burada bu hisleri hissetmek şaşırtıcı olmamalı. Bunca ibadetin yapıldığı, her gün binalarından monkların mantraları chant edişini saatlerce duyduğunuz ve Dalai Lama’ nın evi saydığı bu yer nihayetinde gelenin kalbini yumuşatmalı ve hepimizin aynı acıya sahip olduğunu içimizde bir yerden hatırlatabilmeliydi. İşte Dharamshala’ da geçirdiğim 2 gün bunları düşünerek ve şehrin an ve an tadını çıkararak geçti.

IMG_2634.JPG

Tadını çıkarmak derken =) adını hatırlayamadığım muhteşem Tibet kurabiyesi… İçinde bizim un helvasına benzer bir malzeme var. Yemeklerin içeriğini anlamada beceriksiz olduğumdan Hindistan seyahati boyunca tatmış olduğum tüm muhteşem yemekler gibi bu kurabiyenin de içeriğini bilemedim ve bunu hiç de önemsemeden farkındalıkla her bir lokmayı özenle çiğneyip Himalayaları izledim =)

 

Dharamshala’ dan sonraki istikamet 12 gün boyunca konaklayacağım ve 2 farklı üstadın öğretilerine katılacağım Deer Park idi. Bu okulu bundan yaklaşık 2 yıl önce hocam önermişti. Bir gün gitmek istersem diye bilgilerini paylaşmıştı. Kendisi de yıllar önce bir hocasının eğitimi için bu okula gelmiş ve burayı çok sevmiş. Dediği kadar da vardı. Hatta anlattıklarından daha fazlasını ancak oraya vardığında ve orada bir süre geçirdikten sonra anlayabileceğin kadardı Deer Park. Bulunduğu konum, Bir köyü (okulun bulunduğu köy), okulun çalışanlarının sevgi dolu ve sabırlı hali (üstadları ve okulun kurucusu Dzongsar Jamyang Khyentse Rinpoche ‘ un bir yansımasıydı tüm hal ve hareketleri bana kalırsa…), yemek yemekten, okul içindeki aktivitelerimize, herşeyin çevreye duyarlı ve farkındalıkla yapıldığı muhteşem bir okuldu Deer Park. Şu an hala Deer Park’ ı düşlediğimde yüzüme kocaman bir gülümseme konuyor. Okulda bir oda kiralamıştım. Herşey o kadar basit ve basitliğinin, sadeliğinin içinde o kadar olması gerektiği gibiydi ki…Okulda kaldığım ilk günlerde buranın sadeliği karşısında kendimin ne kadar çok olduğunu görüp şaşırdım. Zihinsel, fiziksel, sahip olduklarım… herşey bir anda çok göründü gözüme. Bir süre sonra ise okuldaki yaşama ayak uydurup, öğretilerde başlayınca, önce zihnimdeki kalabalık yavaş yavaş dağıldı, beraberinde kendim olmaktan başka orada hiçbir fazlalığımın kalmadığını hissettiğim günler geldi.

GOPR3289.JPG

Okulun girişinde yazdığı gibi…Deer Park Institute is a centre for the study of classical Indian wisdom traditions.

 

IMG_2667.JPG

Okuldaki odamdan hatıra kalsın diye zamanlayıcıyı kurup çektiğim fotoğraf.

 

Okuldaki ilk öğreti, varış yaptığım günün ertesi günü başlayacak ve 3 gün sürecek olan Jetsunma Tenzin Palmo‘ nun esasında eski bir şiir olan ve bir üstadın bir öğrencisine yolu anlaması ve yol boyunca nelere dikkat etmesi gerektiğine dair vermiş olduğu tavsiyeleri içeren eski bir metindi. Advice given to Lhawang Tashi. Lhawang Tashi’ nin kim olduğu bilinmiyor. Bilinebilecek tek şey, belki de, onun da bizler gibi yolu takip etmek isteğini derinde bir yerlerde hissetmesi olabilir…ki üstad ona tavsiyelerde bulunuyor.

İlgilenenler için;

https://www.lotsawahouse.org/tibetan-masters/jamgon-kongtrul/advice-to-lhawang-tashi

Yaklaşık 2 yüzyıl önce yazılmış olması muhtemel bu metni,  cümlelerinden, attığı adıma, oturuşundan kalkışına, tüm varoluşu ile bir yogini olduğunu iliklerinize kadar hissettiğiniz  JetsunmaTenzin Palmo’dan duymak benim için paha biçilemez ve sözlere çok da aktarılamaz bir deneyimdi. Mavi gözleri ile size dimdik baktığındaki kararlılığı, insanın kalbine, bu cok zorlu yoga yolunu her an yürümek için cesaret vermekten başka birşey değildi.

Ekran Resmi 2019-05-30 16.57.21.png

3 günlük öğreti sonrası okul çalışanları, Jetsunma Tenzin Palmo ve katılımcılar ile beraber çekilen grup fotoğrafı. (fotoğraf Deer Park Institute sosyal medya hesabından alınmıştır.)

3 günlük bu öğretinin ardından bir sonraki 7 günlük öğretiye katılmak için okulda kaldım ve her hangi bir öğreti olmadan geçecek olan 2 gün süresince okulun tadını çıkardım. Dağ havasının temizliği, dağların ihtişamı ve güzelliği, okulun dinginliği ve oluşturulmuş olan farkındalıklı yaşam alanı her anını farkederek kendi özüne doğru bakmaktan başka bir yol bırakmıyordu. Günler sabah erkenden meditasyon oturuşu ile başlıyor, ardından çoğunluğu okulun organik bahçesinden toplanan sebzeler, meyvalar, otlar, baharatlarla hazırlanmış sabah kahvaltısı ve öğle yemeği ile devam ediyordu. Yemekler tamamiyle bir meditasyon gibi farkındalıkla yendikten sonra, herkes kendi tabağını çanağını yıkıyor ve sonrasında bu ortamın yarattığı huzur içinde insanlar ya bir köşede sohbet ediyor, ya kitabını okuyor, ya da öylece oturuyordu. Okulun orta yerinde bulunan güzeller güzeli tapınak sabah erken saatlerden akşama kadar meditasyon yapmak isteyen herkese açıktı. Ben de kendime bir rutin oturtmuştum. Sabah erkenden oturuş pratiğimi yapıp, kızarmış ekmek üzeri tereyağı bahçenin reçelini mideye indirip bahçeye yayılıyordum. Genellikle elimde, okulun beni benden alan ilk girdiğimde çok heyecanlandığım kütüphanesinden seçtiğim bir kitabı okuyordum. Okumadığım zamanlar genellikle hiçbir şey yapmayarak geçiyordu. Sadece durmanın ve hiçbir eylemde bulunmamanın keyfi ile.

Okula geldiğimden beri asana pratiği yapmamış oluşum içimde tamamlanmayan birşeylerin olduğunu hissettirdi. Okuldaki dünya tatlısı çalışanların birinden geri vermek üzere bir mat istedim ve o günden itibaren akşamüstleri öğretiler bittiği gibi okulun terasına çıkıp, dağlara karşı yumuşacık akışlar yaptım. Havasından, suyundan, toprağından ya da zihnin doğasına gidebilme ihtimalinden midir artık nedir, nefesin hareketin çok çok önüne geçtiği pratikler deneyim ettim.  Öyle ki pratikler sonrası terastan merdivenleri sektire sektire iniyordum. Sonra sonra bu coşkun hislerime de çok kapılıp gitmemem gerektiğini anlayacaktım.

IMG_2703.JPG

Bir köyünde paragliding yapanları bir kafenin terasından izlerken çektiğim hatıra fotoğrafım.

2 günlük boşluğun ardından bu defa 7 gün sürecek olan, gün boyunca üstad Ajahn Amaro tarafından öğreti de aktarılacak olan bir vipassana inzivasına katıldım. Esasında bu seyahati uzun süre önce planlarken bu öğretiye katılma planım yoktu. Sadece Tenzin Palmo’ nun öğretisine katılacaktım. Fakat hocamın tavsiyesi üzerine ve ben de okulda daha uzun zaman geçirmek isteyince, Ajahn Amaro’ nun inzivasına da katılmaya karar verdim. Bugüne kadar Tibet budizmine odaklandığımdan, ne Theravada budizmine dahil bir üstad olan Ajahn Amaro ile ilgili ne de onun öğretisine dair bir bilgim vardı. Fakat öğretinin başlığı çok ilgi çekiciydi gerçekten de ”A Buddhist Retreat on Nibbana – ‘Knowing, Emptiness, and the Radiant Mind’’.  Çok heyecanlıydım. İlk gün Ajahn’ ın ve yanındaki çırak Ajahn’ ın =) Tenzin Palmo’ nun ardından oldukça mesafeli geldiklerini hissettim. Ve kategorizeleştirmeye bayılan zihnim konuşmaya başlamıştı ki, kendime ”dicle sadece derinden dinle” dedim ve zihnimin gevezeliğini susturdum. Öyle ki 7 günün ardından pratikte dönüm noktası diyebileceğim bir alana doğru hepimizi çağırıyordu Ajahn Amaro. Anlatışı, anlattıklarının kendi özünde deneyim edilmiş olduğunun apaçık yansıması olan varlığı ve beraber deneyim edilen pratikler, ”boşluğa” doğru bize uzatılmış olan değeri anlatılamaz bir yolculuk biletiydi.

Ekran Resmi 2019-05-30 17.59.28.png

Biz dinler Ajahn öğretiyi aktarırken =) (fotoğraf Deer Park Institute sosyal medya hesabından alınmıştır.)

Hiçbir kişisel deneyim kelimelere tam anlamı ile dökülemez. Bu yüzdendir ki deneyim edilen sadece kişiye özeldir ve üzerine de konuşmaya gerek yoktur. Kişi deneyim edeceğini eder. Büyük, kendine özel, renkli birşeyler deneyim ettiği ilüzyonundan sıyrılarak oldukça sıradan bir şekilde devam eder yola.

İşte bundan ötürüdür ki ne bir blog yazısı, ne bir sohbet kişinin deneyimini karşı tarafa deneyim ettirebilir. Böyle bir amaç ta yoktur.

Kelimelerle anlatılamayan anlatılabilenden her zaman daha derindir.

 

 

 

Not : Yazının, geri dönüş yolundaki istikametim olan Delhi bölümünü şu an bu yazıya eklememeye karar verdim. Yazıyı tamamlarken okuldaki deneyimlerin hatırası tüm benliğimi sardı ve başka bir bölüme geçmek istemedim. Fakat başlığı olduğu gibi bırakacağım. Bu yazı böyle yarım ve olması gereken hali ile kalsın.

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s